HAYATI

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, 1881 yilinda Selânik'te dogdu. Babasi Ali Riza Efendi, annesi Zübeyde Hanim'dir. Küçük yasta babasi öldügünden annesi tarafindan büyütülmüstür. Ilk ögrenimini Selânik'te Semsi Efendi Mektebi'nde tamamlamis, bir müddet Selânik Mülkiye Rüstiyesi'ne devam etmisse de ayrilarak Askerî Rüstiye'yi bitirmistir. Askerî Rüstiye'den sonra Manastir Askerî Idadisi'ni de basari ile bitirerek Harbiye'ye girmistir. Harbiye ögreniminden sonra Harp Akademisi'nde okumus ve 1905 yilinda kurmay yüzbasi rütbesiyle mezun olmustur.

Mustafa Kemal 1910 yili Mayisinda Arnavutluk'ta yapilan harekâtta Harbiye Naziri Mahmut Sevket Pasa'nin Kurmay Heyeti'nde vazife görmüs, 1910 yili Eylülünde Picardie Manevralari'ni izleme amaciyla Fransa'ya gönderilmistir. 1911 Trablusgarp Harbi'nde binbasi olarak, Tobruk ve Derne bölgelerinde komutanlik yaparak Italyanlara karsi savasmistir. 1912 yili sonlarinda Balkan Harbi basladigi zaman Gelibolu ve Bolayir'da vazife almis; Bulgarlarla savasarak Edirne'nin geri alinisini temin edenBolayir Kolordusu'nun Kurmay Baskanligi'ni yapmistir. Balkan Harbi'nden sonra Sofya, Belgrad, Çetine atasemiliterliklerini idare etmek üzere Sofya'da oturmus ve bu siralarda yarbayliga terfi etmistir. I. Dünya Savasi'nin baslamasindan bir süre sonra 1915 yili Ocak ayinda, Tekirdag'da teskil edilecek 19. Tümen Komutanligi'na getirilmistir. 1915'de, Ingiliz kuvvetlerinin Gelibolu yarimadasina taarruzlari ve karadan çikarma gayretleri üzerine, Ariburnu ve Anafartalar bölgelerinde kahramanca savasarak büyük basari kazandi ve albayliga terfi etti. Conkbayiri taarruzunda kalbini hedef alan bir kursun, cebindeki saate çarpip geri döndügünden, mutlak bir ölümden kurtuldu. Bu muharebeler esnasinda gösterdigi kahramanlik ve yüksek komuta yetenegi kendisine ülke içinde ve disinda büyük ün sagladi.

1916 yilinda Diyarbakir-Bitlis-Mus cephesinde 16. Kolordu Komutani olarak görevlendirilen Mustafa Kemal, Ruslara karsi savasarak Bitlis ve Mus'u kurtarmis ve bu cephede generallige terfi etmistir. Daha sonra Hicaz bölgesine tâyin edilmis, Sam'a giderek Sina cephesini teftis etmisse de bu görevin kaldirilmasiyla, karargâhi Diyarbakir'da bulunan 2. Ordu'ya komutan olmus; bu vazifede de çok kalmayarak 1917 yili Temmuzunda, Suriye'de kurulan Yildirim Ordulari Grubu Komutanligi'na bagli 7. Ordu Komutanligi'na atanmistir. Fakat bu cephenin umumî idaresi kendisine verilmis olan Maresal Falkenhayn ile aralarinda askerî görüsler bakimindan anlasmazlik çiktigindan istifa etti; tekrar Diyarbakir'da bulunan 2. Ordu Komutanligi'na atandi ise de bu görevi kabul etmeyerek izinle Istanbul'a geldi. Bu siralarda Veliaht Vahdettin'in maiyetinde Almanya seyahatine istirak etti; Alman askerî çevrelerinde incelemeler yaparak, devrin taninmis komutanlariyla görüstü. Istanbul'a geldikten bir müddet sonra, böbrek rahatsizligi sebebiyle Viyana ve Karlsbad'a giderek tedavi gördü. Dönüsünde, Maresal Falkenhayn'in yerine Yildirim Ordulari Grubu Komutanligi'na getirilmis olan Maresal Liman von Sanders'in emrinde bulunan 7. Ordu'ya yeniden komutan oldu ve bu cephede Ingilizlere karsi basarili savunma savaslari yapti. Mondros Ateskes Antlasmasi'nin imza edildigi gün Yildirim Ordulari Grubu Komutanligi'na getirildi ise de artik yapacak birsey kalmamisti. Bir müddet sonra, bu Grup Kumandanligi'nin kaldirilmasi üzerine 13 Kasim 1918'de Istanbul'a geldi.

Mustafa Kemal, meclisin Anadolu'da toplanmasini istemesine karsin, Meclis 12 Ocak 1920'de Istanbul'da toplandi. Erzurum ve Sivas Kongrelerinin esaslarini Misak-i Millî halinde kabul ve ilân etti. 16 Mart 1920'de Istanbul'un Itilâf Devletleri tarafindan fiilen isgali üzerine, Meclis artik faaliyet gösteremeyecegini anlayarak dagildi; bu siralarda milletvekillerinin bir kismi da Ingilizler tarafindan tutuklanmisti. Mustafa Kemal, Istanbul'un isgali üzerine valiliklere ve kolordu komutanliklarina talimat vererek Ankara'da toplanacak fevkalâde salâhiyete sahip bir meclise yeni temsilciler seçmelerini bildirdi. Sonuçta 23 Nisan 1920'de, yurdun her bölgesinden gelen millet temsilcileriyle Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi açildi. Mustafa Kemal, millet iradesini ve egemenligini temsil eden bu Meclis'e ve onun hükûmetine de baskan seçilerek, artik Türk bagimsizlik mücadelesinin her bakimdan, askerî, siyasî ve sosyal lideri oldu.
Millet Meclisi'nin açilmasina, millî bir hükûmetin kurulmasina karsin Padisah ve Hükûmeti, 10 Agustos 1920'de Itilâf Devletleriyle Sevr Antlasmasi'ni imzalayarak dis düsmanlarimizla birlesmis ve Millî Mücadele'yi genis ölçüde baltalamak yollarina sapmisti. Anadolu'daki millî kuvvetlere karsi halife ve padisah ordulari kuruluyor, yer yer isyanlar çikartiliyor, basta Mustafa Kemal olmak üzere Millî Mücadele kahramanlari, asî sayilarak idama mahkûm edilmis bulunuyordu.

Bir ara, Sevr Antlasmasi'ni gerçeklestirmek amaciyla Kütahya-Eskisehir yönünden takviyeli kuvvetlerle taarruza geçen Yunanlilar, Temmuz 1921'de ordumuzu Sakarya'nin dogusuna kadar çekilmeye mecbur ettiler. Bu bunalimli günlerde Meclis, Mustafa Kemal Pasa'yi olaganüstü yetkilerle Baskomutanliga getirdi. Dâhi komutan, kisa bir hazirliktan sonra ordunun basina geçerek 22 gün 22 gece düsmanla çarpisti ve 13 Eylül 1921'de Sakarya Meydan Muharebesi adiyla anilan büyük zaferi kazandi. Bu zafer üzerine Meclis tarafindan kendisine Maresal rütbesi ve Gazi unvani verildi. Sakarya Zaferi'nin sonuçlari siyasî alanda da kendisini gösterdi. 13 Ekim 1921'de Kafkas Cumhuriyetleri ile Kars Antlasmasi, 20 Ekim 1921'de Fransizlarla Ankara Antlasmasi imzalandi.

Artik devletin çagdas bir biçim almasi ve milletin çagdas uygarlik düzeyine en kisa zamanda erisebilmesi yolunda büyük inkilâplar birbirini izlemeye basladi. Bu süre içinde sapka ve kiyafet inkilâplari yapildi. Tekkeler, zaviyeler, türbeler kapatildi; türbedarliklar kaldirildi. Lâik devlet ilkesi kabul edilerek din ve devlet isleri, kesin olarak birbirinden ayrildi. Hukuk alaninda, seriye mahkemeleri ve Mecelle kaldirilarak Türk Medenî Kanunu'yla beraber birçok çagdas yeni kanunlar kabul edildi. Ilim ve kültür islerine büyük önem verildi; Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu kurularak Türk tarihi ve Türk dili üzerinde çalismalar yapildi. Ögretim birligi gerçeklestirildi; medreseler kapatilarak çagdas kültürü benimseyen cumhuriyet okullari açildi. Egitim ve ögretimde lâik ve millî bir yol izlendi. Atatürk'ün en büyük eserlerinden biri olan harf inkilâbi meydana geldi; Arap harfleri birakilarak Lâtin harfleri temeline dayanan Türk alfabesi yapildi. Üniversite reformu gerçeklestirildi; çesitli yeni fakülteler açildi. Uluslararasi takvim, saat ve rakamlar kabul edildi. Kadin hukukunda çagdas atilimlar yapilarakTürk kadinina seçme ve seçilme hakki tanindi. Ekonomik etkinliklere önem verildi. 1923 yilinda Türkiye'de ilk defa olarak bir Iktisat Kongresi toplanarak memleketin ekonomik sorunlari görüsüldü. Tarimsal etkinlikler genisletildi. Ticaret ve millî sanayi gelistirildi. Saglik islerine önem verildi. Güçlü bir ordu kuruldu. Yeni Türkiye Devleti'nin temeli olan bütün bu inkilâplara “Atatürk Inkilâplari” adi verildi. Inkilâplarin memlekette daha süratle ve daha saglam yerlesmesi için, bütün Türk halkini içine almak üzere Cumhuriyet Halk Partisi kuruldu; cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçilik, devletçilik, lâiklik ve inkilâpçilik Türkiye siyasetinin temel ilkeleri olarak kabul edildi.

Mustafa Kemal, inkilâplarinin büyük kismini basardiktan sonra Türk bagimsizlik mücadelesini ve yeni Türkiye'nin kurulusunu anlatan Büyük Söylev'ini yazdi; bunu 1927 yilinda, alti gün devam eden büyüleyici hitabetiyle okudu. Degerli inceleme ve degerlendirmelerle dolu olan bu eser, Türk tarihinin oldugu kadar Türk edebiyatinin da ölmez eserleri arasinda yer aldi. 1934 yilinda Meclis, özel bir kanunla kendisine ATATÜRK soyadini verdi. Son senelerinde bitmeyen bir heyecanla Hatay'in anavatana katilmasina çalisti. 10 Kasim 1938 persembe günü saat dokuzu bes geçe Dolmabahçe Sarayinda hayata gözlerini kapadi. Ölümü, bütün dünyada derin yankilar yapti ve büyük üzüntü yaratti.
Nâsi, tahnit edilerek Dolmabahçe Sarayi salonunda özel bir katafalka yerlestirildi. Türk bayragina sarili ve basinda silâh arkadaslarinin nöbet tuttugu tabut, üç gün süreyle milletin ziyaretine birakildi. Cenaze, daha sonra 20 Kasim 1938'de Ankara'ya getirildi. 21 Kasim 1938'de büyük törenle Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabrine kondu. Cenaze törenine bütün dünya devletleri özel temsilciler gönderdi. Çanakkale'de ve diger muharebelerde ona karsi savasmis yabanci generaller törende bilhassa dikkati çekiyordu. 10 Kasim 1953'te nâsi Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabrinden alinarak büyük bir törenle Anitkabir'e nakledildi.